Ana içeriğe atla

buraya baksınlar

uyarı!!

uyarı!! bu blog içinde okuduğunuz ve kendi iç dünyama ait olan materyalleri günlük hayatta benimle konuşurken, özellikle de cümle sonunu vurgulu ve eblek bir gülümsemeyle getirip akabinde ufak bir sessizlik bırakarak, belli etmeyiniz. ha, yeterince iyi bir şakaya yedirebilirseniz, bu konuda kendinize güveniyorsanız, amenna. ama gülmezsem tadımızın kaçma riskini üstleniyor muyuz ya? ben çok komik biri olduğum için her şeye gülmeyebilir-WOW sen kimsin yaaa neyse bu kendimle kavgaya bağlanan uyarıyı dikkate alırsanız sevinirim. onayınız dahilinde öptüm xx p.s. burada konuştuğum şeyleri hiç konuşmayalım gibi bir şey demiyorum. aksine feedback’lerinize açığım ve mutlu da olurum bundan. beni merak eden ve bana dair olanları kendine yük edinen insanlara bayılıyoruz ya <3 sadece………….. story’lerinizi gören ve takip eden o akrabanın sizi ilk gördüğü toplu ortamda yaptığı gönderme gibi bir şeye hiç açık değilim. lütfen beni hazırlıksız yakalamayın. dümdüz OKUYORUM ELİF BLOGUNU deyin, canımı ...

ama yine de yuva arar insan

selam dostlar ve diğerleri,

 

(aslında uzun uzun düşünüp bu konuda içimi açmamaya karar vermiştim ancak hayat ve çok sevdiğim bir dostum bana tükürdüğümü yalamayı gayet iyi öğretti)

 

ayaklarımın yere oldukça sağlam bastığı ama aklımın bir o kadar karış havada olduğu bir dönemin grand finale’ini yapmadan hemen önce ufak bir aile evi uğraması yaptım. “bazen cennet yeri, bazen cehennemin dibi” evim gibi de diyor ama ev konusunda biraz farklı düşüncelerdeyim, bir gün onu da konuşuruz.

iki gün önce akşam kendimi odama kapattım çünkü şahsi alanımızın kıymetini yeterince bilmiyoruz. sıradan bir scrolling yaptığımı düşünsem de aslında kafamdaki bulutlu hali görmezden gelmeye çalıştığımı fark etmem çok zamanımı almadı. bir video. 94 yaşında bir kadına the one’ı soruluyor. o da hikayelerini anlatıyor. normalden pek farklı ya da film gibi bir hikayeleri yok. çok uzun bir hikaye de dinlemiyoruz zaten odak süremiz buna müsaade etmezdi gibi. sadece birbirini çok seven ve iki kişi olmayı becerebilen iki insanın hikayesi. arka arkaya dört kere izleyip ağlamaya başladım. tam o sırada annem girdi içeri. kendimi odaya kapatmadan önce de biraz gerginlik yaratmıştım, ondan dolayı sandı, rahatsız etmemek için gitti. bir şey de demedim sonrasında utandım herhalde bir videoya ağlar mı insan. anne bunu okuyorsan -okuduğunu biliyorum bana dm atmıştın- o akşam sadece bir videoya ağlıyordum kendini suçlu hissettiysen özür dilerim. NEYSE. aa bu yazıyı şu an salonda herkesin içinde kulaklık takmış yazıyorum abim ne olduğunu anlayamadı iki kere dönüp bana bakıyor abicim blogsallll. ne diyorum ben ya. NEYSE 2. ağlamamı desteklemek için when i’m sixty-four da açtım. dibini sıyırmam lazım çünkü.

bu kız neden ağlıyor çığlıklarınızı aldım kabul ettim: iki insan hiçbir şeyi yormadan öylece kendiliğinden çabasızca beraber yıllarını geçirebilir fikri. yorulmadan ya da emek vermeden demedim. dikkatli okuyun lütfen. hiç kötü şeyler hissetmeden de demedim. bitti mi. ne bileyim ya, takım arkadaşı olmak işte. ikiniz ve geri kalan her şey. ve bunun hiçbir şeyi kanırtmadan, kendi akışında olması. BÜYÜLEYİCİ gelmediyse bu blogu terk edinyadatamam etmeyin ama öyle değil mi……………………….. insan bence böyle şeylerin büyüleyiciliği karşısında ağlayabilir. ağlamam bitince uzun uzun düşündüm böyle bir şey hâlâ mümkün mü diye. sizin zamanlarınızda değil benim kendi zamanımda. uyudum, uyandım, okey oynadım, bunu daha çok duyacaksınız, oje sürdüm, dışarı çıktım ve bunu düşünmeye devam ettim. iki insan her şeyi mükemmel yapmadan beraber 64 ya da 94 yaşına gelebilir mi.

sonra bir film izledim. medianeras ya da sidewalls olarak biliyor olabilirsiniz çünkü ben de öyle biliyorum. elbette tanışacaklarını bildiğimiz iki insanın tam da tanışmadan öncelerini ne zaman tanışacaklar sabırsızlığı olmadan izlediğimiz bir film. daha fazla bir şey söyleyemem çok merak eden bir buçuk saatini ayırabilir nelere nelere ayırdığınızı biliyorum bugün iki doomscrolling az yapıverin. space’e çok sesli tıkladım bari gülümseyeyim şu an bana bakıyor olabilirler. suratımda çok beceriksiz bir gülümseme var. NEYSE 3. filmin bir noktasında aniden varlığını unuttuğum bir şarkı çalmaya başladı. true love will find you in the end. bu şarkıyı ilk dinlediğimde sevmiştim ama pek de bir yere oturtmadan kenara kaldırmıştım. ben bir şeylerin kendi zamanlamasına çok güveniyorum. bazen de bir şeyler seni arayıp bulur. cause true love is searching too. bir şeyin ansızın karşına çıkması için bulacağım diye kendini kaybetmemek gerekiyor sanırım. bakarak olmak ama aramamak. hayatın seni büyülemesine izin vermek de denebilir. bence düşünmesi bile oldukça duygulu. aa hisli. evet hisli. yakın bir zamanda böyle tanımlanmıştım. tanımlanmak güzel bunun üzerine de bir ara konuşalım olur mu.

 

çok tatlı biriyle bu yazı kendimle geçireceğim üzerine anlaşmıştık. eylül ekim gibi sezonu açılışına bekleriOF ne diyorummmmmmmmm. burası benim blogum bunu hiç unutmayın.

 

şimdi size no context bir video bırakacağım. daniel johnston (ki bu ismi duyunca no context değil diye itiraz etmediyseniz çok ayıp sizi denemiştim) ve 'ilham perisi' laurie allen’a dair sekiz buçuk dakika. öylesine bakmak isterseniz diye. bıraktım tıklayın buna.

 

kendimi nereye koyduğumu her unuttuğumda bir yerlerden çıkmamı sağlayan bir şair bir keresinde şöyle demişti:

beyhude insanın yuva arayışı ama yine de yuva arar insan

 

mayıs 2026,

bursa,

Yorumlar

Popüler Yayınlar