Ana içeriğe atla

buraya baksınlar

uyarı!!

uyarı!! bu blog içinde okuduğunuz ve kendi iç dünyama ait olan materyalleri günlük hayatta benimle konuşurken, özellikle de cümle sonunu vurgulu ve eblek bir gülümsemeyle getirip akabinde ufak bir sessizlik bırakarak, belli etmeyiniz. ha, yeterince iyi bir şakaya yedirebilirseniz, bu konuda kendinize güveniyorsanız, amenna. ama gülmezsem tadımızın kaçma riskini üstleniyor muyuz ya? ben çok komik biri olduğum için her şeye gülmeyebilir-WOW sen kimsin yaaa neyse bu kendimle kavgaya bağlanan uyarıyı dikkate alırsanız sevinirim. onayınız dahilinde öptüm xx p.s. burada konuştuğum şeyleri hiç konuşmayalım gibi bir şey demiyorum. aksine feedback’lerinize açığım ve mutlu da olurum bundan. beni merak eden ve bana dair olanları kendine yük edinen insanlara bayılıyoruz ya <3 sadece………….. story’lerinizi gören ve takip eden o akrabanın sizi ilk gördüğü toplu ortamda yaptığı gönderme gibi bir şeye hiç açık değilim. lütfen beni hazırlıksız yakalamayın. dümdüz OKUYORUM ELİF BLOGUNU deyin, canımı ...

t-rex

 selamlar, çok mu resmi oldu, selam ya,

 

ben o kadar inatçı bir insanım ki kendimle bile inatlaşabilirim. konuşamıyorum, anlatamıyorum diye çok söylenince blog açarsam zorunda kalacağımı düşündüm. bana uyuz olan insanlar ne şanslı ya ben hayatı kendime yeterince zorlaştırıyorum. burası benim herkese açık günlüğüm gibi olacak herhalde. beraberce göreceğiz. bu “herkese açık” ibaresinden kendime bir surveillance çıkarmam gerekirken ben tam aksine görülmesini istemediklerimi yazmaya gayret edeceğim çünkü bana uyuz olan insanlar, işte, ne şanslı. ha bana uyuz olan insanların başını da kendim çekiyorum da işte hmmm kanka çok farklısın sen ya. NEYSE.

insan işte öyle her şeyle dalga geçmemesi gerektiğini hep de deneyimle destekleyerek öğreniyor. son zamanlarda kendimi daha önce hiç olmadığım kadar içe dönük hissediyorum. hissettiğim bir şeyler var da dışarı çıkmıyor. anlıyorum ama konuşamıyorum. bu kim, ben değilim. dur durak bilmeden ne hissettiğini, nasıl hissettiğini, neden hissettiğini anlatan o kız nerede? zihin haritamı çıkaran insandım ya ben. kendi kendime gayet farkındayım neyin ne olduğunun. baya iyi röportajlar veriyorum beynimde, keşke hepsini izleyebilseniz. ama karşımda başka bir insan tüm varoluşuyla durduğunda

-var olmak ayrı varoluş birleşik yazılıyor bu arada-

kelime bilgim sıfırlanıyor sanki. hissettiklerime ve düşündüklerime dair tek bir cümle kuramıyorum. başlarda sorulmuyor sanıyordum. böyle durumlarda başkasını suçlamak süper bir kaçış. ta ki kaçarken önüne bakmayıp bir yere çarpana kadar. nasılsın elif? iyiiiii. i’leri uzatmasam bari.

ben soru sormayı çok seviyorum ki bunu zaten biliyorsunuzdur. kısa bir süre öncesine kadar bana geri soru sorulmadığını sanıyordum. sonra birkaç arkadaşım sorulduğunu fark etmemi sağlamakla kalmayıp devamında bunu gözetmeye başladılar. no context onlara teşekkür ederim. soru sormakla ilgili başka bir yazı yazacağım bence ama kim bilir belki de yazmam.

neyse. özetle bu sıralar içimi kimseye açamıyorum. derdim bu. belki bazı insanların normali budur ancak ben öyle bir değilim. bir kere susamam ben yani. bırbırbırbırbır. bu hiç alışık olmadığım

-alışık ve alışkın kelimeleri arasında aslında anlamsal bir fark yok ama siz de bir şeyler hissediyor musunuz-

ve bazenleri dalga geçtiğim durum benim için oldukça garip ve rahatsız edici. ben kendimi kimseye açamasam defterlere açardım. son zamanlarda almanın kıyısından döndüğüm defter sayısını tahmin edemezsiniz. en kötü kalbimolanseyler’in caption’larına biraz dökelenirdim. şimdi oraya da arka arkaya şehir falan yazıyorum. ben konuşamadıkça içimdeki sesler de sadece yankılar halinde dolanıyorlar. bir yerlere oturtamıyorum, yanlış yerlere koyuyorum.

böylece hata üstüne hata yapıyorum. ki insan hata yapar. iki kere de yapar bu arada. beşer şaşar. ama yine aynı insan kendi hatalarına karşı başkalarına olduğu kadar kucaklayıcı olmayabiliyor. bence benim en yanlış yansıttığım yönüm bu. kendimi nereden nereye savurduğumu gözler önüne sermeden sadece hata yaptığımı ve bunun doğal bir yaşam hali olduğunu söyleyince bunlar yüzünden hiç canım yanmıyormuş gibi davranıyorum belki de. aslında hatalarımı kucaklayan bir yanım yok. sadece artık biri beni kucaklamıyorsa ben kendimi kucaklıyorum, bir hayatta kalma şekli olarak.

selam ben sana yaralanmaya en teşne yanımı açtım da hmm tamam sen daha da tuz basacaksan ben kucaklıyorum o zaman oldu tamam canım kendine çok iyi bakıyosun

bu kadar yabani olmayın, hepimizin kucaklanmaya ihtiyacı var.

tam da bu ihtiyacın bir getirisi şu anda içinde bulunduğum durum. ben kendimi kucaklamıyorum. tamam. kimseye kendimi açmayınca kimse de beni kucaklayamaz. tamam? mı? KUCAKLAMA kelimesinden çok rahatsız oldum…….. embrace’in tammmm karşılığı ne? biraz mola.

neyse yani bana bir sonraki savaşında kimse sana yardıma gelemez canavarı tek başına yenmek zorundasın laneti atıldı dilek yüzüğü olan atsın seviye kartı gelirse veririm. bu yazı çok uzadı içinden çıkamadım. son zamanlarda daha az mide ilacı içmeme yardımcı olduğuna inandığım o şarkıdan çok sevdiğim bir line’a refer ederek bitiriyorum:


“mutluluk her yanda, üzülmek için dinozor olmam gerek”

ben t-rex’im.

(bildiğim tek dinozoru yazmadım)

rooaarrr.

dinozorlar böyle mi ses çıkarıyo?

Yorumlar

Popüler Yayınlar