buraya baksınlar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
25-26 SPRING VE KEPENKLER
selam olsun ne yazdığımı merak edip buraya kadar gelen dostlara, dostluklara!
bu yazıdan
yazacağımı fark ettiğim günden beri usul usul kaçıyorum. buraya kadar sağ salim
gelebildim ancak sanırım daha fazla öteleyebileceğim bir yer kalmadı. bir dönemi
kapatmak bu denli zor mu, değil. bu dönemi kapatmak bu denli zor mu, öyle
görünüyor. aslında rewind yapmanın nasıl hissettireceğinden emin olmadığım için
bundan kaçtıkça kendi içimde bir rewind yapmış oluyorum ve bu da beni kaçtığım
her şeyin kollarına atıyor. dolayısıyla pek mantıklı bir hamle de olmadı niye
yaptım bunu kendime NEYSE. bir de yakın zamanda antalya’da uzun zamandır
göremediğim ve çok sevdiğim insanlarla görüşünce ister istemez pratik yaptım.
şimdi değilse ne zaman siz onu buladurun ben huzurlarınıza 25-26 spring kapanışını
sunuyorum.
bu dönem
biraz…
ankara’ya
dönmemek için gelişimi iki kere erteleyerek başladı ki bursa’da huzur içinde
olduğumu sanmadığınıza eminim. beni en ufak bir fikrim dahi olmayan, jelatini üstünde,
yepyeni bir hayatın beklediğini biliyordum. hiçbir şeyin daha kötüye gitmeyeceğinden
çok emindim, yalnızca bilmediğim şeylerin içine düşüyordum her gün. iyi de olsa
başıma geliyordu. başına gelmek. hayatımın büyük bir bölümünü benim seçtiğim
veya bana atanan yakın çevremin belli belirsiz ve gelgitli ruh halleriyle baş
ederek geçirmeme rağmen (belki tam da bu yüzden) belirsizlik beni en çok strese
sokan durumlardan biri. bahsi geçen belirsizlik hayatımın kayda değer alanındaki
yenilikleri ifade edince her şey olduğundan daha büyük göründü gözüme. bu
yenilikler de rutin değişikliği miydi hayal kırıklığı mıydı hâlâ tam olarak
emin olamıyorum. (pek bir önemi de kalmadı gibi geliyor artık, köprüler ve
sular.) bir şeyler yaşandı ama ondan çok eminim oradaydım ben. daha önce
süslediğim bir terasta üç yıl önce yaptığım bir tabloyu yaktım ve seksen yıl
önce benim o günlerim için yazıldığına emin olduğum bir kitabı okudum. şubat ve
birçok şey geri dönülemez şekilde yok olup gitti ve bunun beni ne kadar iyileştirdiğini
tahmin bile edemezsiniz.
mart geldi
herkeslere marteniçka dağıttım. altı yaşımdan beri çalmak istediğim ve bir gün
çalacağıma emin olduğum flüte başladım. henüz pek ilerlemiş sayılmam ama umut
var. şunu unutmayın ki en son umutlar ölür ve bu söz umut isimli bir
arkadaşınız olduğunda çok komik. toplumda kadın olarak var olma deneyimini
paylaştığım birbirinden güzel kadınlarla 8 mart’ı karşıladım. çocuklar,
çocukluk ve çocuk haklarıyla kafayı bozacak gibiydim eğitmen oldum. uzun zaman
sonra sadece kendimle ilgili dilekler tutmaya başladım. artık bir şeylerin başıma
gelmiyor olmasına minnet duyarak üzüldüğüm şeylere bile bazen heyecanlanan biri
haline geldim. buradan bakınca kişisel gelişim kitabı yazmama ramak kalmış gibi
göründüğünün farkındayım ama öyle değildi. sadece kendi hayatıma sahip olmanın
tadını çıkarıyordum. bir de istatistik ödevi yapıyordum sonra bıraktım dersi
orası ayrı. let down dinledim hep bir dinleyin hak vereceksiniz. çok yakın bir
arkadaşıma hayalimdeki üniversite hayatının böyle bir şey olduğunu söylemiştim.
hayal kurarken cgpa gibi detayları atlıyor muyum acaba.
nisan ayı
kendime sorduğum git bak bakayım ben orada mıyım sorularının hepsinde gidip
bakmakla geçti. değilmişim desem spoiler vermiş olur muyum emin değilim. öncelikle
süper biriyle sanal arkadaşlığımı bozdum çok mutluyum sonunda zahmet oldu. bir
yanlış yaptım. sonra istanbul’a kaçtım. çok özlediğim arkadaşlarımı gördüm
zaten yılın büyük bir kısmında onları çok özlerim. her sene nisan başı lena’nın
yıldönümü gelince eskiden aktif olarak yazdığımı hatırlıyor ve kendimi
tanımladığım şeyleri yitirdiğimi sanıyorum. kendimi 16 yaşımda neyle tanımlıyorsam
22 yaşımda bunlardan uzakta olmak kulağa hiç mantıksız gelmese de insan bazen
rolleniyor işte. dalga geçtiğim için yine olacak bu bana hatırlatın olur mu.
NEYSE. biletlerini aylar önceden alıp gün saydığım onur özdemir sakin tribute
konserine gittim. hayatımda ilk defa birini canlı görünce ağlama potansiyelimin
farkına vardım ama ağlamadım. büyülü bir gündü. sonra eskişehir’e gittim. yapmaktan
kaçtığım ama yapmam gereken (zaten) o konuşmayı yaptım. ne sandığım kadar ürkütücü
ne de sandığım kadar gergindi. aksine rahatladım ve ayaklarımın yere daha
sağlam bastığını hissettim. ne olduğunu söylememem çok ayıp dimi evet ama bu
blog benim. hani bir hata yapmıştım ya hatırladınız mı işte onun devamı bir
tane daha yaptım. sonra çok sevdiğim bir arkadaşım ankara’ya geldi, bana
munchkin oynamayı ne kadar özlediğimi hatırlattı. nisan bir türlü bitmedi ben
bir hata daha yaptım. hayat ve ryy dinledim daha doğrusu başka bir şey dinledim
mi bilemiyorum.
bir mayıs
işçinin emekçinin bayramı ben bursa’da onur özdemir sakin tribute konserine
gittim. sonunda ilk dövmem olacak o spirali çizdirdim. adımı sordu elif hatta
şarkın da var ya dedim. eminim hiç ihtiyacı yoktu bu bilgiye. ha sen bu kadar
hata yaptın ne oldu diye merak ederseniz merak etmeyin karma bana karşı epey
hızlı çalışıyor. ben de hata yapabilmeyi kabul ettim. iyi ki de yapmışım dedim
ya oh insanım ben de. saçımı butterfly kestirdim. bahar şenliği vardı kampüste
önce şenlik geldi sonra bahar. süper harika dünya tatlısı bir sürü insan
tanıdım. okey oynadım. hayatının aşkıyla ne zaman karşılaşacağını bilemezsin
lookları yaptım (haklıydım). blog edindim kendime. kutu oyunları zaafımı bilen
bilir, son gelenin doğum gününü kutladım son gelen çok komik plot twist, okey
oynadım. bursa’ya gittim, okey oynadım, eskişehir’e gittim. ankara’ya döndüm.
ben hep mayısa çok güzel şeylerin öncesi gibi derim. annem de hep bir şeyi kırk
kere söylersen olur der. ikimiz de haklıyız bence.
herkesin
birinci yaşı kutlu olsun. süper bir yaz diledim ben herkes duysun. haziranda en
çok yaptığım şey sabahlara kadar çalışıp sabah sınava girmek mi yoksa film izlemek
mi seçemiyorum. ama yaptığım en büyük şey korkmamak bence. kaçmamak, cesaret
etmek, göze almak. okulu uzatmak böyle bir şey. şaka şaka sevmekten
bahsediyordum. yürüdüğün yolu hikaye yapmak, afiş çalmak, zonguldak neden 81
değil çünkü bazıları sonradan il oldu ya bilmek. öyle kendiliğinden yormadan
olunca cesaret işi değil gibi geliyor da siz bir gelip benim keşfetimi kaydırın
bakalım. tamam sadece birkaç kişinin anladığı cümleler sekansımız bitti. okulu
uzattım bence gerçekten. aileme bunun için kendimi daha sonra parçalayacağıma
dair söz verdim, şu an biraz eğlenmek istiyorum diye de ekledim. dönem biter
bitmez antalya’ya gittim. efsunlu bir şehir antalya. sana en son ev gibi
hissettiren yere gitmek ve artık bir evin olmadığını bir kez daha hatırlamak da
öyle.
geçenlerde
film izlerken notlar aldığım defterime şöyle yazmışım: bu aralar sürekli
kendime geri döndüm sanıyorum. bu dönemin kısa bir özetine kim ihtiyaç duyuyor var
mı böyle bir ihtiyaç bilmiyorum ama eğer varsa bundan daha iyi bir özet sunamam
gibi. 25-26 spring hayatım boyunca unutamayacağım bir dönem olarak artık buraya
da kazılı. tükürdüğüm ne varsa yaladım, kendimi en güvende hissettiğim barın
tuvaletine peçeteler koydum, dünyanın en iyi oda arkadaşıyla sürekli kahveler
yaptım ve birkaç gün önce yeniden sadece kendimle ilgili olmayan bir dilek
tuttum. bu sefer ben de söylemiyorum hayat müşterek.
bundan
sonrası için inanılmaz bir heyecan var içimde. iyi de olsa kötü de olsa sürekli
bir şeylerin olması gerçekten yordu beni. ama bence ben dinlenmeyi de öğrendim
artık. heyecan ve biraz da dinginlik.
nato
defolduktan sonra ankara’ya dönebilmeyi umarak ve aslında biraz da planlayarak
geçiriyorum önümüzdeki günleri. söylemek istediğim neredeyse her şeyin çok
sevdiğim kişiler tarafından önceden söylenmiş olmasına bayılıyorum. bu da böyle
tatlı bir tesadüftür belki:
onbir temmuzdan sonra yeniden ankarada kimsesizliğimle umudumu tokuşturacağım, ve artık hiçbir yabancıdan mektuplar beklemiycem ve kendikendime mektuplar yazıcam.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
eğitmen olmak ne demek 😊
YanıtlaSil