Ana içeriğe atla

buraya baksınlar

uyarı!!

uyarı!! bu blog içinde okuduğunuz ve kendi iç dünyama ait olan materyalleri günlük hayatta benimle konuşurken, özellikle de cümle sonunu vurgulu ve eblek bir gülümsemeyle getirip akabinde ufak bir sessizlik bırakarak, belli etmeyiniz. ha, yeterince iyi bir şakaya yedirebilirseniz, bu konuda kendinize güveniyorsanız, amenna. ama gülmezsem tadımızın kaçma riskini üstleniyor muyuz ya? ben çok komik biri olduğum için her şeye gülmeyebilir-WOW sen kimsin yaaa neyse bu kendimle kavgaya bağlanan uyarıyı dikkate alırsanız sevinirim. onayınız dahilinde öptüm xx p.s. burada konuştuğum şeyleri hiç konuşmayalım gibi bir şey demiyorum. aksine feedback’lerinize açığım ve mutlu da olurum bundan. beni merak eden ve bana dair olanları kendine yük edinen insanlara bayılıyoruz ya <3 sadece………….. story’lerinizi gören ve takip eden o akrabanın sizi ilk gördüğü toplu ortamda yaptığı gönderme gibi bir şeye hiç açık değilim. lütfen beni hazırlıksız yakalamayın. dümdüz OKUYORUM ELİF BLOGUNU deyin, canımı ...

25-26 SPRING VE KEPENKLER

selam olsun ne yazdığımı merak edip buraya kadar gelen dostlara, dostluklara!

 

bu yazıdan yazacağımı fark ettiğim günden beri usul usul kaçıyorum. buraya kadar sağ salim gelebildim ancak sanırım daha fazla öteleyebileceğim bir yer kalmadı. bir dönemi kapatmak bu denli zor mu, değil. bu dönemi kapatmak bu denli zor mu, öyle görünüyor. aslında rewind yapmanın nasıl hissettireceğinden emin olmadığım için bundan kaçtıkça kendi içimde bir rewind yapmış oluyorum ve bu da beni kaçtığım her şeyin kollarına atıyor. dolayısıyla pek mantıklı bir hamle de olmadı niye yaptım bunu kendime NEYSE. bir de yakın zamanda antalya’da uzun zamandır göremediğim ve çok sevdiğim insanlarla görüşünce ister istemez pratik yaptım. şimdi değilse ne zaman siz onu buladurun ben huzurlarınıza 25-26 spring kapanışını sunuyorum.


bu dönem biraz…

ankara’ya dönmemek için gelişimi iki kere erteleyerek başladı ki bursa’da huzur içinde olduğumu sanmadığınıza eminim. beni en ufak bir fikrim dahi olmayan, jelatini üstünde, yepyeni bir hayatın beklediğini biliyordum. hiçbir şeyin daha kötüye gitmeyeceğinden çok emindim, yalnızca bilmediğim şeylerin içine düşüyordum her gün. iyi de olsa başıma geliyordu. başına gelmek. hayatımın büyük bir bölümünü benim seçtiğim veya bana atanan yakın çevremin belli belirsiz ve gelgitli ruh halleriyle baş ederek geçirmeme rağmen (belki tam da bu yüzden) belirsizlik beni en çok strese sokan durumlardan biri. bahsi geçen belirsizlik hayatımın kayda değer alanındaki yenilikleri ifade edince her şey olduğundan daha büyük göründü gözüme. bu yenilikler de rutin değişikliği miydi hayal kırıklığı mıydı hâlâ tam olarak emin olamıyorum. (pek bir önemi de kalmadı gibi geliyor artık, köprüler ve sular.) bir şeyler yaşandı ama ondan çok eminim oradaydım ben. daha önce süslediğim bir terasta üç yıl önce yaptığım bir tabloyu yaktım ve seksen yıl önce benim o günlerim için yazıldığına emin olduğum bir kitabı okudum. şubat ve birçok şey geri dönülemez şekilde yok olup gitti ve bunun beni ne kadar iyileştirdiğini tahmin bile edemezsiniz.

mart geldi herkeslere marteniçka dağıttım. altı yaşımdan beri çalmak istediğim ve bir gün çalacağıma emin olduğum flüte başladım. henüz pek ilerlemiş sayılmam ama umut var. şunu unutmayın ki en son umutlar ölür ve bu söz umut isimli bir arkadaşınız olduğunda çok komik. toplumda kadın olarak var olma deneyimini paylaştığım birbirinden güzel kadınlarla 8 mart’ı karşıladım. çocuklar, çocukluk ve çocuk haklarıyla kafayı bozacak gibiydim eğitmen oldum. uzun zaman sonra sadece kendimle ilgili dilekler tutmaya başladım. artık bir şeylerin başıma gelmiyor olmasına minnet duyarak üzüldüğüm şeylere bile bazen heyecanlanan biri haline geldim. buradan bakınca kişisel gelişim kitabı yazmama ramak kalmış gibi göründüğünün farkındayım ama öyle değildi. sadece kendi hayatıma sahip olmanın tadını çıkarıyordum. bir de istatistik ödevi yapıyordum sonra bıraktım dersi orası ayrı. let down dinledim hep bir dinleyin hak vereceksiniz. çok yakın bir arkadaşıma hayalimdeki üniversite hayatının böyle bir şey olduğunu söylemiştim. hayal kurarken cgpa gibi detayları atlıyor muyum acaba.

nisan ayı kendime sorduğum git bak bakayım ben orada mıyım sorularının hepsinde gidip bakmakla geçti. değilmişim desem spoiler vermiş olur muyum emin değilim. öncelikle süper biriyle sanal arkadaşlığımı bozdum çok mutluyum sonunda zahmet oldu. bir yanlış yaptım. sonra istanbul’a kaçtım. çok özlediğim arkadaşlarımı gördüm zaten yılın büyük bir kısmında onları çok özlerim. her sene nisan başı lena’nın yıldönümü gelince eskiden aktif olarak yazdığımı hatırlıyor ve kendimi tanımladığım şeyleri yitirdiğimi sanıyorum. kendimi 16 yaşımda neyle tanımlıyorsam 22 yaşımda bunlardan uzakta olmak kulağa hiç mantıksız gelmese de insan bazen rolleniyor işte. dalga geçtiğim için yine olacak bu bana hatırlatın olur mu. NEYSE. biletlerini aylar önceden alıp gün saydığım onur özdemir sakin tribute konserine gittim. hayatımda ilk defa birini canlı görünce ağlama potansiyelimin farkına vardım ama ağlamadım. büyülü bir gündü. sonra eskişehir’e gittim. yapmaktan kaçtığım ama yapmam gereken (zaten) o konuşmayı yaptım. ne sandığım kadar ürkütücü ne de sandığım kadar gergindi. aksine rahatladım ve ayaklarımın yere daha sağlam bastığını hissettim. ne olduğunu söylememem çok ayıp dimi evet ama bu blog benim. hani bir hata yapmıştım ya hatırladınız mı işte onun devamı bir tane daha yaptım. sonra çok sevdiğim bir arkadaşım ankara’ya geldi, bana munchkin oynamayı ne kadar özlediğimi hatırlattı. nisan bir türlü bitmedi ben bir hata daha yaptım. hayat ve ryy dinledim daha doğrusu başka bir şey dinledim mi bilemiyorum.

bir mayıs işçinin emekçinin bayramı ben bursa’da onur özdemir sakin tribute konserine gittim. sonunda ilk dövmem olacak o spirali çizdirdim. adımı sordu elif hatta şarkın da var ya dedim. eminim hiç ihtiyacı yoktu bu bilgiye. ha sen bu kadar hata yaptın ne oldu diye merak ederseniz merak etmeyin karma bana karşı epey hızlı çalışıyor. ben de hata yapabilmeyi kabul ettim. iyi ki de yapmışım dedim ya oh insanım ben de. saçımı butterfly kestirdim. bahar şenliği vardı kampüste önce şenlik geldi sonra bahar. süper harika dünya tatlısı bir sürü insan tanıdım. okey oynadım. hayatının aşkıyla ne zaman karşılaşacağını bilemezsin lookları yaptım (haklıydım). blog edindim kendime. kutu oyunları zaafımı bilen bilir, son gelenin doğum gününü kutladım son gelen çok komik plot twist, okey oynadım. bursa’ya gittim, okey oynadım, eskişehir’e gittim. ankara’ya döndüm. ben hep mayısa çok güzel şeylerin öncesi gibi derim. annem de hep bir şeyi kırk kere söylersen olur der. ikimiz de haklıyız bence.

herkesin birinci yaşı kutlu olsun. süper bir yaz diledim ben herkes duysun. haziranda en çok yaptığım şey sabahlara kadar çalışıp sabah sınava girmek mi yoksa film izlemek mi seçemiyorum. ama yaptığım en büyük şey korkmamak bence. kaçmamak, cesaret etmek, göze almak. okulu uzatmak böyle bir şey. şaka şaka sevmekten bahsediyordum. yürüdüğün yolu hikaye yapmak, afiş çalmak, zonguldak neden 81 değil çünkü bazıları sonradan il oldu ya bilmek. öyle kendiliğinden yormadan olunca cesaret işi değil gibi geliyor da siz bir gelip benim keşfetimi kaydırın bakalım. tamam sadece birkaç kişinin anladığı cümleler sekansımız bitti. okulu uzattım bence gerçekten. aileme bunun için kendimi daha sonra parçalayacağıma dair söz verdim, şu an biraz eğlenmek istiyorum diye de ekledim. dönem biter bitmez antalya’ya gittim. efsunlu bir şehir antalya. sana en son ev gibi hissettiren yere gitmek ve artık bir evin olmadığını bir kez daha hatırlamak da öyle.

geçenlerde film izlerken notlar aldığım defterime şöyle yazmışım: bu aralar sürekli kendime geri döndüm sanıyorum. bu dönemin kısa bir özetine kim ihtiyaç duyuyor var mı böyle bir ihtiyaç bilmiyorum ama eğer varsa bundan daha iyi bir özet sunamam gibi. 25-26 spring hayatım boyunca unutamayacağım bir dönem olarak artık buraya da kazılı. tükürdüğüm ne varsa yaladım, kendimi en güvende hissettiğim barın tuvaletine peçeteler koydum, dünyanın en iyi oda arkadaşıyla sürekli kahveler yaptım ve birkaç gün önce yeniden sadece kendimle ilgili olmayan bir dilek tuttum. bu sefer ben de söylemiyorum hayat müşterek.

bundan sonrası için inanılmaz bir heyecan var içimde. iyi de olsa kötü de olsa sürekli bir şeylerin olması gerçekten yordu beni. ama bence ben dinlenmeyi de öğrendim artık. heyecan ve biraz da dinginlik.

nato defolduktan sonra ankara’ya dönebilmeyi umarak ve aslında biraz da planlayarak geçiriyorum önümüzdeki günleri. söylemek istediğim neredeyse her şeyin çok sevdiğim kişiler tarafından önceden söylenmiş olmasına bayılıyorum. bu da böyle tatlı bir tesadüftür belki:

onbir temmuzdan sonra yeniden ankarada kimsesizliğimle umudumu tokuşturacağım, ve artık hiçbir yabancıdan mektuplar beklemiycem ve kendikendime mektuplar yazıcam.

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar